Simay önümüzdeki hafta 17 ayı bitirecek. Anlamlı kelime söylemeye ne zaman başladı hatırlamıyorum, anne, baba ve aç kelimelerini uzun süredir diyordu zaten. Son bir kaç aydır ise kelime haznesi hızla artıyor. Telaffuzu da genelde gayet düzgün. Onu konuşurken dinlemek çok eğlenceli. Hele burnunu çekip, parmağını burnuna götürerek bastıra bastıra "şümük, şümük" deyişine ailecek hastayız :) Bugün itibariyle anlamını bilerek ve tam yerinde söylediği kelimeler:
Anne, baba, dede, anneanne, babaanne, Orkun, teyze, Selen, Ayşe, su, mama, meme, göbek, al, aç, attı, düştü, patik, terlik, ayak, çıkart, hop, kulak, makarna, gol, şutgol, kitap, kedi, aslan, maymun, tavşan, dıgıdık, burda, aaa o ne ya, çorap, çorba, balık, domates, patates, elma, süt, bir, iki, sabun, sümük, bez, toka, top, muz, peynir, anahtar, merhaba, çukulata (çukuta), çiçek, bak, alo, abla, araba, bebek, bırak, sıcak.
06.01.2012 itibariyle eklenenler: Olmadı, hoşcakal, bu ne, boşmuş, bitmiş.
Sonradan edit 22.01.2012: Bi tane, sen ye, nasılsın.
Konuşkan bir kız olacak sanki. İleride "Yeter artık, bi sus Simay" diyeceğimiz günleri şimdiden kafamda canlandırabiliyorum :))
Çarşamba, Ocak 04, 2012
Konuşkan
Çarşamba, Eylül 28, 2011
Canlandırmak lazım -mı acaba-?
Başlarda uzaktan uzaktan takip ediyordum "blogging"i. Sonra biraz da arkadaşların araya girmesi ve zorlamasıyla tanıştık kendisiyle. İlk bir iki buluşmanın ardından vay be dedim, keyifli olmaya başladı bu iş. Uzun vadeli bir ilişki olacak gibiydi. Her gün görüşemesek de ayda 2-3 kez mutlaka biraraya gelirdik. Güvendim kendisine, hayatıma aldım, içimi döktüm, planlarımdan bahsettim. Allah var, o da hep sabırla dinledi beni. Anlatırken düşünmemi, kafamı toparlamamı sağladı. Ama zamanla ilişki eski heyecanını kaybetti. Biraz ara verelim dedim. Aslında bir kaç kere uğrayıp iki laf etmek istedim ama son anda vazgeçtim. Bunları yazarken anlıyorum ki, bu ilişki tamamen bitmiş. Zorlamanın anlamı yok. Başka biri mi var diye düşünülmesin, twitter, tumblr, friendfeed felan da yok hayatımda. Hani denir ya, sorun sende değil ben de diye. Yazmak/paylaşmak istemiyorum artık. Daha doğrusu eskisi kadar yazmak istemiyorum.
Bir müddet daha aklıma geldikçe arayıp, laflarım. Araya mesafe girmiş iki eski dost gibi görüşür, olanı biteni kısaca özet geçerim. Hatta hazır gelmişken anlatayım bari. Kız iyi, 13 aylık oldu. Yürümeye başladı. Ufaktan konuşmaya da başladı. Aç, al, anne, baba, annanne, teyze, karpuz, artist, attım, Ayşe Abla felan diyor. Şu aralar en favori oyunu saklambaç. Dans etmeye bayılıyor, en ufak müzikde bile hemen kıvırmaya başlıyor. Geçen hafta eğitim için 2 günlüğüne şehir dışına çıkmak zorundaydım. İlk kez geceyi ayrı geçirdik. Babası da Ankara'daydı. Babaanne ve bakıcı ablasıyla kaldı. Ben dokunsan ağlayacak haldeydim ama Simi'nin keyfi gayet yerindeymiş, hiç sorun çıkartmamış, beni hiç aramamış. Bu duruma hem bozuldum hem de sevindim. Zira önümüzdeki günlerde yurtdışına da çıkmam gerekecek. Koca da iyi sayılır. Doktorayı bitirmek için 1 ay süresi kaldı. Kadro açılmadığı için okuldan ayrılmak zorunda, başka bir kuruma geçiş için uğraşıyor şu sıralar. Bekliyoruz bakalım. İşler de yolunda, çok şükür ciddi bir sıkıntı yok.
İyi oldu, uğrayıp anlattığım. Kendimi kötü ve vefasız hissediyorum. Bir daha ne zaman geleceğim konusunda kesin bir şey söyleyemem, belki gene aylarca hiç uğramam ama beni anlayacağını ve yargılamayacağını biliyorum blogger.
:)
Salı, Mayıs 31, 2011
Kaka Çiş mevzuu
Anne blogu formatına girdim iyice ama bunu yazmam lazım. Yazayım ki "bezsiz bebek" konusunu araştıran taze anneler de bunun olabilirliğini ve küçücük bebenin kakasını tuvalete yapmasının korkutucu bir travmaya neden olmadığını görsün :)
Simay 5 aylıkken kilo alımının az olması nedeniyle ek gıdaya geçtik. Bu geçiş aşamasında hafif bir kabızlık sorunu oldu. Biz de çok ıkınıp zorlandığı zamanlarda bebecik rahat kaka yapsın diye poposuna zeytinyağı sürüyor ve tuvalet pozisyonunda tutuyorduk. Kaka yapışı rahatlayana kadar 2-3 hafta bu şekilde devam ettik. Vücut ek gıdaya alışınca kakası da düzeldi ama beze kaka yapamaz oldu bizim kız! O gün bugündür kakası gelince ıkınıyo mıkınıyo ama beze yapmıyor. Ikındığını farketmezsek eğer minicik bir kaka yapıyor. Kokudan hissedip bezini açıyoruz ve tuvalete götürüyoruz. Hemen bırakıyor. Hani doktorlar, uzmanlar diyor ya "2 yaşından önce bebek kakasını bilemez, tutamaz, tuvalet eğitimine başlamayın vs" diye (nitekim bizim doktor da öyle diyor), yok öyle birşey. 6 aylık bebek biliyodu kakasını ve kakanın beze yapılma zorunluluğu olmadığını. İşin sırrı çocuğun hareketlerini takip edip, kakasının geldiğini anlayınca da alıp tuvalete götürmekte. Zaten bu yapığımız tuvalet eğitimi değil, tuvalet iletişimi (Tİ) :)
Bütün bu süreç içerisinde "bezsiz bebek" kitabından haberdardım ama alıp okumak kısmet olmamıştı. Geçen ay onu da aldım. Aklın yolu bir, orada yazılanlarla aynı şeyleri yapıyormuşuz zaten. Kitabı okuduktan sonra kızı çiş için de tuvalete tutmaya başladım. Sabah kalkınca, her 4 saatte bir bezini değiştirirken ve banyo öncesi ve sonrası tutup "çişşş, çişşş" diyorum ve 2 damla bile olsa mutlaka çişini yapıyor. Sonra da altını silip yatağın üzerinde 10-15 dk. bezsiz, cıbıl oynamasına izin veriyorum, çok mutlu oluyor :) Tamamen bezsiz bırakma fikrine ve yıkanabilir bez kullanmaya henüz cesaret edemedim ama havalar iyice ısındıktan sonra arada sırada bezsiz de bırakırım diye düşünüyorum. Bir de halen lazımlık almadım. Alsam iyi olur ama.
Bezsiz bebek konusu ile ilgili şurada ve şurada bazı yazılar var.
Bizim kızın illa evdeki tuvalete yapacağım diye bir sıkıntısı da yok. Pek çok yerde kakası gelince bezi çıkartıp tuvalete tuttum, hepsinde de rahatça yaptı. Mekan değil yani onun için önemli olan, pozisyon. Ayrıca kakaya arkadan baybay felan da yapmıyoruz, basıyoruz sifona gidiyor. Bir travma felan yaşamışlığımız da yok.
Ayşe Abla'sı da alıştı bu duruma, o da benim gibi yapıyor. Önce inanamadı, "önermiyorlar, zararlıymış" gibi şeyler dedi ama baktı ki Simi gerçekten tuvalete yapıyor ve mutlu oluyor, hemen adapte oldu tuvalete tutma işine. Üstelik bu durum esas onun için avantaj. Zira iğrenilecek kakalı bir bez, silinmesi gereken kakalı bir popo yok ortada :) Bu arada, anlaşılacağı üzere biz halen Ayşe Abla'yla beraberiz. Sorunsuz devam ediyoruz.
Cumartesi, Nisan 16, 2011
Bakıcı_2
Perşembe, Şubat 24, 2011
Bakıcı
Çalışan anne çocuğuyum. Anneanne ve babaanneyi hiç tanımadım. 5 yaşına kadar teyzem ve halam bakmış. Sonra kreşe başlamışım. İlkokul 1. sınıfta yuvaya gittim, 2. sınıfta bir komşumuz bakıcılık yaptı, 3. sınıftan itibaren de evde tek kaldım. Ve açıkcası hiçbir zaman keşke annem evde dursaydı da bana daha fazla vakit ayırsaydı diye düşünmedim. Aksine annemin çalışıyor olmasının, özgüvenimin artmasında büyük rolü vardır. Kızkardeşim 3 aylıkken kreşe başladı. Şimdi 23 yaşında. İletişimi güçlü, kendi ayakları üstünde durabilen, kararları mantıklı, son derece sosyal bir insan. Simay'ın da teyzesine benzemesini isterim [Çenesi ve dilinin pabuçluğu benzemese iyi olur ama :)].
Simay 6,5 ayı bitirdi. İlk 3 ay ben baktım. Sonra işe başladım, 1 ay anneanne baktı. Aralıkta tekrar izin aldım, 1 ay daha başbaşa kaldık. Ocakta babaanne geldi. Şubat'ta tekrar anneanne ve teyzesi kaldı kuzuyla beraber. Bu hafta ve önümüzdeki hafta da babaanne bakacak. Sonra, yani Simi 7 ayı bitirince, bizim için yeni bir dönem başlayacak. Bakıcımız, Meryem Teyze'miz başlayacak işe. Bu arada, süt izni nedeniyle Ağustos'a kadar pazartesi günleri evdeyim. Çalışıyor olmaktan dolayı vicdan azabı duymuyorum. Kızımı emin ellere teslim ettiğimi biliyorum ve bunu ona da sık sık söylüyorum: "Seni yeterince sevmeyeceğini düşündüğüm insanların kucağına asla vermem."Meryem Abla 3 yıldır bize temizliğe gelirdi. 3 çocuk, 2 torun sahibi. Eşini çok gençken kaybetmiş. En küçük çocuğu daha 6 aylıkmış. Temizlik konusunda çok maharetli değilse bile güvenilirliği, samimiyeti nedeniyle tercih ettik biz onu. Büyük oğluyla bir müddet beraber çalıştık. Kızı da bir arkadaşımızın yanında çalışıyor. Daha ortada gebelik felan yokken konuşurduk onla, çocuk olursa sen bakarsın diye. Her gördüğünde de torunum nerde, niye yapmıyorsun derdi :) Kısmet bu zamanaymış.
Büyükannelerden ziyade bakıcıyı tercih etmemin en önemli sebebi evde sürekli annelerle yaşamanın bizi artık yormaya başlaması. Anneanne Ankara'da yaşıyor. Dolayısıyla geldiği zaman sürekli kalmak zorunda. Babaanne de tek yaşıyor, e o da geldiği zaman yatılı kalıyor. Kocamla başbaşa olmaya hasret kaldık resmen. Bunun böyle olacağını bildiğim için daha hamileliğin başında demiştim büyükannelere bir müddet siz bakarsınız, sonra Meryem Abla gelir diye. Hoşlarına gidip gitmemesi hiç umrumda olmadı açıkcası. Ev benim, kız benim :) Çok şükür ki Simay uyumlu ve sakin bir bebek, yabani değil. Meryem Abla'nın gül gibi bakacağına ve herşeyden önce çok seveceğine eminim. Büyükanneler de hazır kıta olarak yedekte olacaklar tabi.
Salı, Şubat 01, 2011
Çocuklarınız
Onlar kendi yolunu izleyen 'hayat'ın oğulları ve kızları
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil
Çünkü ruhlar yarındadır
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın
Çünkü hayat geriye dönmez
Dünle de bir alışverişi yoktur
Siz yaysınız,çocuklarınız ise
Sizden çok ilerilere atılmış oklar
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek
Okun uzaklara uçmasını sağlar
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
Satırları sahibi Halil Cibran. Beni Halil Cibran'la tanıştıran Öykü'ye ve onun nezdinde Sezen Aksu'ya teşekkür ederim :)
Cuma, Ocak 14, 2011
Çok şükür
Gazlı bir bebiş olması nedeniyle ilk 40 gün sürekli ağladı. 40. günden sonra şiddeti düşse de yine de çok ağlak bir bebekti. Çok heveslenmeme rağmen doğum iznindeyken pek de gezemedik kendisiyle. Ama 3. aydan sonra bir haller oldu. Gaz sorunu azalınca ağlama da azaldı. Gülücükler arttı. Hatta kahkaha atar oldu. Şimdi sadece uykusu gelince ağlıyor, hatta kendini kaybediyor uyku ağlamasında ama en fazla 10 dk. sürüyor bu ağlama krizleri. Kucağımızda uyuyor hep, şikayetçi de değilim bu durumdan. Çok şükür ki mutlu bir bebek. Kalabalığı, etrafta birilerinin olmasını çok seviyor. "Pişt" diyene gülücük atıyor. Allah eksiltmesin o gülüşünü.
O kadar güzel ki kokusu, içime çekmeye doyamıyorum. Muazzam güzel bir duygu annelik. Annemin de beni bu kadar sevmiş olabileceğine inanamıyorum nedense :)
Doğum izninden sonra bebiş 1 yaşına gelene kadar günde 1,5 saat süt izni veriyor yasalar. İşyerim süt iznimi haftada 1 gün toplu kullanmama onay verdi. 4 gün çalışıp 3 gün evde olacağım. Pazartesileri de evdeyim 10 Ağustos'a kadar.
Perşembe, Eylül 02, 2010
"O" Geldi
10 Ağustos 2010 saat 12.25'de hayat bambaşka bir anlam kazandı benim için. Aslında sadece kontrol için gitmiştik o gün hastaneye. Gebeliğin 40. haftası dolmak üzereydi. Normal doğum olmasını istiyorduk. Ama doktorumuz artık yerinin daraldığını, NST'de kalp atışlarının düzensizleşmeye başladığını söyledi. Üstelik halen doğum kanalına girmemişti. "En fazla 2 gün daha beklerim ama 2 gün içinde normal doğumun başlama ihtimali %10 bile değil" dedi. Zira NST'ye göre ufacık dahi bir kasılma yoktu rahimde. "İsterseniz bugün öğlen 12'de alalım sezeryanla" dedi. Bunu söylediğinde saat 11 idi! 1 saat içinde yatış işlemleri tamamlandı, tanıdıklara haber verildi. Eşim eve gidip hastane çantasını, annemi ve teyzemi alıp geldi. 12'de ameliyathaneye girdim. Suni sancı bile verilmedi, direk sezeryana alındım. O an uyanık olup, onun gelişini görmek istediğimi söyleyince spinal anestezi yaptılar.

Sezeryan sonrası 2 gün hastanede kaldık. Toparlanmam yaklaşık 1 hafta sürdü. İlk 2 gün ayağa kalkmakta, yürümekte zorlandım ama sonra hızla topladı vücut. 1 hafta sonra hafif bir sızı dışında bir şikayetim kalmadı.
Süt yapmayla ilgili bazı sorunlarımız var. Sütüm yeteri kadar gelmediği için mama takviyesi de yapıyoruz. Doğumdan sonra bilirubini 4-5 gün sürekli kontrol edildi ama yeterli beslenememesine bağlı olarak değer bir türlü düşmediği için doğduktan 1 hafta sonra sarılık teşhisiyle tekrar 1 gece hastanede, mor ışık altında yattı. Sarılığı atlattı ama neredeyse 1 ay geçmiş olmasına rağmen süt miktarım halen doyuracak seviyeye yükselmedi. Bu arada hergün bulgur pilavı, hoşaf, tahin-pekmez, sütlü tatlı, yeşillik (özellikle de dereotu) ve kaynar (Adana'da yapılan lohusa şerbeti) yiyip içiyorum, sürekli emziriyorum, emmediği zamanlarda da makineyle çekiyorum ve sabırla bekliyorum bakalım artacağı zamanı. Bugün ısırgan otu, humana çayı ve vita malt da alıp deneyeceğim.
Simay bugün tam 24 günlük oldu. Bu süreçte yaşadıklarını kısaca şuraya not almak isterim:
- 5 günlükken göbeği düştü.
- 15 günlükken ilk kez hastaneye gitmek dışında bir sebeple dışarı çıktı, etrafta 1 saat kadar turladık.
- 18 günlükken akşam yemeğine kebapçıya gitti :)
- 23 günlükken ilk alışverişine çıktı, kendisine bayramlık almak istedik ama kendisi o kadar küçük ki hiçbirşey bulamadık.
Bu arada, dışarıya hep slingle çıktık, Simay çok rahat etti içinde. Kafayı tutamadığı için şimdilik yerleştirmekte zorluk çekiyorum, tek başıma oturtup çıkartamıyorum ama herhalde zamanla alışırım.
Perşembe, Temmuz 22, 2010
Breaking Bad
İşyerinde son 2 günüm. Bana kalsa daha da çalışırım da gebeliğin son 3 haftasını yasal olarak doğum izninde geçirmek zorundayım.
Son günlerde deli gibi Breaking Bad adlı diziyi izliyorum. 3. sezon 7. bölümdeyim. Doğumu yapmadan bitirmek niyetindeyim :)
Dizinin baş karakteri Walter White isimli bir lise kimya öğretmeni. Akciğer kanseri olduğunu öğrendiği gün hayata bakış açısında müthiş değişimler yaşıyor. Hem hamile karısına ve serebral felçli oğluna iyi bir hayat sağlıyabilmek, hem de kanser tedavisi masraflarını karşılayabilmek için uyuşturucu -metamfetamin- üretimi işine giriyor. Kayınbiraderi bir narkotik polisi olan Mr. White, onunla gittiği bir baskında (aslında görevli değil, sadece meraktan katılıyor baskına) eski bir öğrencisini -Jesse Pinkman- kaçarken görüyor ve onunla bağlantıya geçip ortak üretim yapmayı teklif ediyor.
Walter White saygıdeğer bir lise öğretmeni, sorumluluk sahibi bir koca, örnek bir aile babası figüründe. İlk bölümlerde anlıyoruz ki kendisi bir zamanlar üniversitede araştırmacı ve konusunda uzman bir kimyager imiş. Başarılı araştırmalara imza atmış, hatta beraber çalıştığı lab arkadaşı onunla yaptığı çalışma sayesinde koca bir şirket kurmuş, milyon dolarlar kazanmış. Ama Mr. White'ın neden o şirkette olmadığı, nasıl olup da cüzi bir maaşla geçinen - hatta geçinemeyip ek iş olarak araba yıkamacıda çalışan- bir lise öğretmeni olduğunu henüz açıklanmadı.
Aslında yetenekleri lise öğretmenliğinin çok üstünde. Zaten sıradan bir öğretmenlik ona yeten bir meslek değil ama kanser olduğunu öğrenene kadar bu durumu kabullenmiş, sessizce yaşamayı tercih etmiş -hatta biraz sümsük- bir adam. Fakat ilerlemiş kanser hastalığı, ölümle yüzleşme durumu Mr. White için bir dönüm noktası oluyor. Kimya bilgisi ve el becerisi sayesinde pişirdiği methin kalitesi müthiş. Alıcı bulmakta zorlanmıyorlar fakat bu arada uyuşturucu mafyası, adrenalin, ölümler, cinayetler, psikopatlar da etraflarından eksik olmuyor. Ölüme yaklaşma olgusuyla beraber değerleri de değişen Mr. White -ya da uyuşturucu piyasasındaki namıyla Heisenberg- her olayda kendini haklı çıkaracak, vicdanını rahatlatacak bir yön bulmakta pek de zorlanmıyor. Narkotik polisi olan kayınbirader Hank de kafayı Heisenberg'e takmış durumda, onun kim olduğunu bulmak için her türlü ipucunu değerlendiriyor olsa da aradığı kişinin hemen dibindeki Walter White olduğunu henüz keşfedebilmiş değil.
Sıradan, sakin, heyecansız bir hayat süren bir adamın içindeki kötünün ortaya çıkmasının an meselesi olduğunu, çıktıktan sonra durdurmanın pek de mümkün olmadığını muhteşem bir oyunculukla yansıtıyor dizi. Bir nevi Anakin Skywalker'dan Darth Vader'e dönüşümü yaşıyor Walter White.
Diziyi bir kimyager gözüyle izlemek de ayrı bir keyif veriyor bana.
Cuma, Temmuz 09, 2010
Sonlara doğru
Geçen hafta Mustela marka bebek kozmetikleri de alınıp çantaya kondu, herşey tamam. Tek eklemek istediğim bir adet daha yeni doğan tulumu. Ama bir türlü çıkıp da gezemedim.
Eşimin babaannesini hastaneye yatırdılar. Yoğunbakımda, komada. Ne olacağı, komadan çıkıp çıkamayacağı, ne kadar orada kalacağı belirsiz. Moralimi bozmamaya çalışsam da babaanneyi kaybetme düşüncesi, ismini halen netleştirmemiş olduğumuz bebeğimizin doğuşunun sevincini doya doya yaşayamama ihtimali canımı sıkıyor. Yaşanan herşeyin bir sebebi vardır, her şerde bir hayır vardır diyerek bekliyoruz bakalım...
İşyerinde son 2 haftam. Hamilelik gittikçe ağırlaşıyor, fazla ayakta duramıyorum, nefesim kesiliyor ama otururken bir sıkıntı hissetmiyorum. O nedenle günlerimi genellikle masabaşında geçiriyorum. Erken izne çıkıp evde oturmamın da bir anlamı yok, zira evde tek başıma daha çok bunalıyorum, yapacak birşeyler çıkartıp daha çok yoruluyorum, yatamiyorum.
Sonradan edit: Babaanneyi 10 Temmuz 2010 cumartesi günü kaybettik.
Perşembe, Haziran 24, 2010
Gebelik

"Kızım"... Garip geliyor bu kelimeyi söylemek. Alışamadım galiba daha. Bir yandan da sanki yıllardır hamileymiş gibiyim. Sanki içimde hep kıpraşan, tekmeleyen birşeyler varmış gibi. Müthiş bir şey bu yahu! Sonrası daha da müthiş olacak bir serüven. İçerde oynattığı elini, kolunu, kafasını hissetmeyi özleyeceğimi biliyorum ama aynı zamanda bir an önce vakit geçsin de kucağımıza alalım, öpelim, koklayalım istiyorum. Sağlıkla gelsin, mutlu gelsin diye dualar ediyorum.
Daha yatağını felan almadık ama her ihtimale karşı doğum çantamız hazır. Artık her an gelebileceğini biliyorum.
Bir yandan çalışmaya da devam ediyorum. 107 cm'lik göbeğimle işe gidip geliyorum. Daha da temmuz sonuna kadar çalışacağım. Evde oturursam bunalacağımı biliyorum, işe gelmek beni daha zinde tutuyor.
Çarşamba, Mayıs 26, 2010
Bebek arabasından -şimdilik- vazgeçtim
Bebek arabası almaktan/kullanmaktan şimdilik vazgeçtim. En azından ilk bir kaç ay için. Yıllar önce şöyle bir yazı okumuştum 10 marifette. Görünüş ve işlev olarak çok şirin olduğunu düşünmüşüm ama o zamanlar ortada bir bebek hatta çocuk sahibi olma fikri dahi olmadığı için unutmuş gitmiştim.
Geçen gün Tanya'nın sayfasında okuyunca tekrar aklıma geldi.
Üst fotodaki "ring sling", alttaki ise "wrapping" olarak adlandırılıyor.
Biraz araştırınca karşıma bir sürü annenin yazısı çıktı bu taşıma yöntemleri ile ilgili: Burada, burada, burada, burada, burada, burada, burada, burada, burada ve burada yararlı yazılar var. Hatta daha fazlasını ve evde nasıl dikebileceğinize dair tarifleri google'da tarama yaparak bulabilirsiniz.
En azından doğum izninde olduğum bir kaç ay kızımla bu şekilde temas etmeyi tercih edeceğim.
Cuma, Mayıs 21, 2010
28 haftalık hamileyim, artık bebek arabası almak lazım
Babamızın askerliği nihayet bitti ve 16 Mayıs Pazar akşam 20:15 itibariyle Adana'ya, yanımıza, yuvamıza döndü. Kızının hareketlerini gözüyle gördü, eliyle hissetti... Şimdi bebek için şafak sayıyoruz. Sanırım bugün "Şafak 85" diyebiliriz (14 Ağustos'u baz alıyorum minişin gelişi için).
SAT'a göre 27H+6 günlük hamileyim. 17 Mayıs'ta doktor randevumuz vardı, ilk kez babayla beraber gittik ama malesef pek bir şey göremedik, kızımızın başı yukarıda ve yüzü sırta dönüktü. Sadece el, ayak ve tepeden kafa gördük. USG ölçümüne göre de 28H+3 günlüktü (Yani bugün nerdeyse 30. haftaya giriyoruz). 1.100 kg olmuştu, gelişimi iyiydi, endişelenecek bir şey yoktu. Çok şükür...
Geçen gün ilk kez bebik için alışverişe çıktık, birşey almadık, sadece gözgezdirdik. Bütün bu işleri babayla yapmak istediğim için bugüne kadar hiçbirşey bakmamıştım. Sadece ana başlıklar vardı kafamda. Bebek odasını şimdilik almayı düşünmüyoruz. Evde fazladan bir şifonyer ve büyük dolap var. Onları beyaza boyatıp, dolabın içine çekmece ve raf yaptırıp kulplarını değiştireceğim. İlk etapta alınması gerekenler: Bebek arabası, puset ve park yatak. Bunları doğumdan sonra seçmek biraz zor olabilir. Hem artık riskli dönemlere girdik, her an gelebilme tehlikesi var. Malum havalar da ısınıyor, dışarıya çıkmak iyice zorlaşacak. O nedenle haziran bitmeden tamamlamak lazım.
İnternette biraz araştırma yaptım, forumları okudum. Bebek arabası için olmazsa olmazlar:
- Mümkün olduğunca hafif olmalı (merdiven inip çıkarken bir kolda bebek ve çanta, diğer elde araba taşınacak),
- Tek elle kapatılıp açılabilmeli (bir kolda bebek ve çanta varken diğer elle kapatılabilmeli),
- Fazla yer kaplamamalı (Seyahate giderken bagajın tamamını işgal etmemeli)
- Hantal olmamalı (Markete felan girildiğinde rahatlıkla geçebilmeli koridorlardan)
- 5 nokta emniyet sistemi olmalı,
- Ayak destek yeri olmalı,
- Tekerler 360º derece dönebilmeli
- Doğumdan itibaren kullanacağımız için 180º yatar pozisyona gelebilmeli,
- Kuzunun rahatı için en az 3-4 kademe oturma pozisyonu olmalı,
- Yürürken yüzünü de görebilmek için çift taraflı kullanılabilmeli,
- Alta eşya koyabilmek için geniş bir sepeti olmalı,
- Fiyatı fahiş olmamalı...
Bütün bunları karşılayan iki model var nette gördüğüm. Birisi sadece araba, diğeri travel set (araba+ana kucağı)
Bebek arabası ile uyumlu bir anakucağı almak çok avantajlı imiş. Otokoltuğu olarak da kullanılabilen bir anakucağı olursa eğer, yürüyüş sonrası bebeği uyandırmadan, kucağa almak zorunda kalmadan otomobile hoop diye aktarılabilirmiş. Haftasonu fırsat bulabilirsek belki çıkar bir bakarız bakalım yakından da iyi duracak mı bu modeller.
Perşembe, Mayıs 06, 2010
Son 10 gün
Kız büyüyor, 26 haftalık oldu, sağdan soldan yediğim tekmeler 3-4 haftadır gözle görülür düzeye ulaştı :) Boyu, kilosu, sağlığı, gelişimi çok şükür ki yerinde. Şu ana kadar bana hiçbir sıkıntı yaşatmadı. Bel ağrısı, bulantı, kusma vs durumlarını hiç yaşamadım. Sadece son bir kaç gündür yataktan veya koltuktan ayağa kalkarken kasıklarda hafif ağrı hissediyorum. Uyku problemim yok, hatta fazlasıyla uyuyorum (Tahtaya felan vurun, nazar değmesin). 6,5 ayda yaklaşık 5,5-6 kilo aldım. Herkes hamileliğin bana yaradığını, güzelleştiğimi felan söylüyor. Gerçi bunun sebebi hamilelik mi yoksa beslenme düzenimi değiştirmem mi bilemiyorum :) Her gün mutlaka 2 bardak süt, 1 köy yumurtası, 1 kase köy yoğurdu, 4-5 porsiyon meyve yiyorum. Sigarayı bıraktım. Bol su içiyorum. Akşam yemeklerini abartmıyorum. Ekmeği ve tuzu neredeyse sıfırladım. Tatlıyla zaten aram yoktu, iyice azalttım. Canım çok tatlı çekerse dondurma veya meyve yiyorum. Hergün multivitamin, demir ve magnezyum takviyesi alıyorum. E bunları ben normalde de yapsam güzelleşirdim herhalde :))
Niye bilmiyorum, ben bu hamilelik evresini pek abartamadım. Binlerce yıldır milyonlarca kadının milyarlarca çocuk doğurduğunu düşünüyorum. O nedenle bu olay bana gayet sıradan bir gelişmeymiş gibi geliyor. Belki de bu yüzden rahat bir hamilelik süreci geçiriyorum. Yukarıda saydığım şeyleri de, dünyaya sağlıklı bir birey olarak gelebilmesi amacıyla yapıyorum. Ve bu gelecek bireyin nasıl bir insan olacağını çok merak ediyorum...
Kuzucuğa 3-5 zıbın dışında daha hiçbirşey almadım. Babamız burada olmadığından, hiç içimden gelmiyor alışverişe çıkmak. Herşeyi onunla beraber seçmek istiyorum. Neyseki anneanne, babaanne ve teyzesi almışlar/örmüşler birşeyler. Olur ya erken gelmeye kalkarsa cıscıbıl ortada kalmayacak :)
Cuma, Nisan 16, 2010
Salı, Mart 23, 2010
161. kayıt
Daha önce de demiştim, derdim birilerine birşeyler anlatmak, sanal sosyal ağımı genişletmek, reyting almak felan değil. Tamamen kendim için, geçmişi görebilmek için yazılmış şeyler bunlar. Arada 3. tekil şahısa sesleniyor olsam dahi orada tahayyül ettiğim 3. tekil şahıs da aslında benden başkası değil.
Bloga başlarken: Bekardım, tek başıma kirada oturuyordum, şu an kocam olan kişiyle yeni yeni görüşmeye başlamıştım, kalite yönetim sistemleriyle ilk kez muhattap olmuştum, anlamaya çalışıyordum, yüksek lisansa yeni başlamıştım.
Bugün: Huzur bulduğum, her gün şükrettiğim bir evliliğim var, 5 aylık hamileyim, kız çocuk annesi olacağım, kocamla beraber şirin bir evsahibi olduk, son 2 yıldır laboratuvar kalite sorumlusuyum, yüksek lisans 2 sene evvel bitti.
Arada tabi irili ufaklı pekçok şey yaşandı ama temel değişiklikler bu şekilde.
Tüm bunlar olurken hep inandım: iyi şeyler olacağına, insanın herşeyden önce kendine saygı duyması gerektiğine, yaşanan herşeyin bir sebebi olduğuna, her şerde dahi bir hayır olduğuna, gönülden istemenin gücüne, evrenin akşına bırakmak gerektiğine, esas olanın nefes alabilmek olduğuna, insanlara güvenmek gerektiğine vs vs vs....
Gelelim güncel gelişemelere. Karnım artık şu şekilde:
(Bakmayın fotografta üstümünda kazak olmasına, Adana'ya yaz geldi, hava muhteşem, birçok kişi tişört moduna geçti bile ama ben klasik mart sonu hastalıklarını yaşadığımdan halen biraz üşüyorum, bkz: son paragraf)Kocamın gelmesine 55 gün kaldı. Geçen hafta iş nedeniyle İstanbul'daydım, oradan da haftasonu için Bandırma'ya geçtim. 2 günlüğüne dahi olsa hasret giderdik. Neyseki sorunsuz bir gebelik geçiriyorum, seyahat etmemde hiçbir sakınca yok. Gebeliğin başından beri uçak, otobüs, deniz otobüsü, araba, gemi vs hepsine bindim. Binmediğim bir tren kaldı :) Bir ara ona da binerim...
1 ay evvel yeni eve taşındık, yerleştik bile.
Ve son 2 gündür bir mart sonu klasiği daha yaşıyorum. Boğazım felaket durumda. Tonsilit dedi doktor. 8 saatte bir 1000'lik antibiyotik kullanıyorum. Gebelik takibini yapan doktorumla da konuştum, penisilin grubu antibiyotikleri gebeliğin bu aşamasında gönül rahatlığıyla kullanabilirmişim, bir problem olmazmış.
Perşembe, Şubat 11, 2010
Taşınma telaşı
- Salon boyandı,
- Koridora boyanabilir desenli duvar kağıdı yapıştırıldı,
- Vestiyer ve banyo dolabı yapıldı,
- Banyo zemin fayansları değişti, camtuğla üstüne duşakabin yaptırıldı, banyo tezgahı yenilendi,
- Mutfak tezgahı yenilendi, eski kötü mermer gitti, granit mermer geldi.
- Salon ve odalara parke döşendi.
Aslında ev taşınılabilecek durumda, sadece bir genel temizlik gerekiyor ama kocama Mart'tan önce taşınmayacağıma söz verdim. Ondan bekliyorum :)
Salı, Ocak 19, 2010
Neler yapıyorum
Malum ev aldık, onun kıvır zıvırlarıyla uğraşıyorum. Çok büyük şeyler olmasa da ben çok zaman ayırıyorum, maksat vakit geçirmek. Yapamayacağım şeyleri bile araştırıyorum, fikrim bilgim olsun diye.
İş güç aynen devam. Yolla beraber günde 12 saat oraya gidiyor zaten.
Akşamları tavuk gibi uyuyorum.
Haftasonları pastaya böreğe verdim kendimi. Ben yapıyorum, baba yiyor.
Bir de içimde atan 10 haftalık bir minik kalp var, duruma alışmaya çalışıyorum.
Pek de kaydadeğer birşeyler yapmıyorum yani :)
Pazartesi, Aralık 14, 2009
Şafak 155
Balıkesir'de kısa dönem jandarma olarak yapacak askerliğini.
4 yıldır ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalacağız. İlk gece çok zor geçti, uyuyamadım, ter bastı, nefesim daraldı vs vs. Haftasonu kendime bir sürü iş çıkardım vakit geçirebilmek için.
Salı, Aralık 01, 2009
Playlist - En çok çalan
Deep Purple - Black Night
Deep Purple - Demon's Eye
Deep Purple - Perfect Strangers
Dire Straits - Money for Nothing
Janis Joplin - Mercedes Benz
The Cure - Lovesong
Testament - Return to Serenity
Pink Floyd - Hey You
Pink Floyd - Comfortable Numb
Pink Floyd - Vera
The Doors - People are Strange
Madonna - Frozen
Norah Jones - Sunrise
Amy Winehouse - You Know I'm No Good
Amy Winehouse - Bact to Black
Cat Stevens - Father and Son
3 Doors Down - Here Without You
Phil Collins - In the Air Tonight
James Blunt - You're Beautiful
Slumdog Soundtrack - O...Saya
Slumdog Soundtrack - Jai Ho
Slumdog Soundtrack - Ringa Ringa
Vanessa Carlton - Paint it Black
Carlos Santana - Smooth


